Sultanahmet’ten Galata’ya Yürürken Karşılaşmanız Muhtemel 10 Tarihi Yapı

İstanbul’da birbirinden keyifli onlarca rota var. Bazı rotalarda denizin en güzel halini görebilir, bazı rotalarda ise tarihi güzellikler arasında kaybolabilirsiniz. İkisini de istiyorum derseniz Sultanahmet ve Galata arasında yürümeniz gerekir. Bu bölge Osmanlı ve Bizans zamanında ulaşım, ticaret ve yerleşimin merkezi olmuştur. Bu yüzden de birbirinden güzel eserleri burada görmek mümkündür. İşte Sultanahmet’ten Galata’ya yürürken karşılaşmanız muhtemel 10 tarihi yapı.

 

Ayasofya Camii

Hem ülkemiz hem de dünya kültür mirası için oldukça büyük öneme sahip olan Ayasofya Camii, İstanbul’un fethinden sonra camiye dönüştürülmüştür. 4. yüzyılda tamamlandığı bilinen yapının 1935 yılında müze olmasına karar verilmiştir. Hz. Meryem Mozaiği, VI. Leon Mozaiği ve I. Mahmud döneminde yaptırılan şadırvan mutlaka görülmesi gerekenler arasındadır.

 

Yerebatan Sarnıcı

Muhteşem bir atmosfere sahip olan Yerebatan Sarnıcı dönemin en büyük yeraltı sarnıcıdır. 6. yüzyılda yaptırılan sarnıç 140 metre uzunluğa ve 70 metre genişliğe sahiptir. Sarnıca Belgrad Ormanları’ndan kemerle taşınan sular getirilmiştir. 336 sütunlu sarnıç Roma döneminde içme suyu depolamak için kullanılırken Osmanlı döneminde bahçe sulama için kullanılmıştır. Bunun en büyük nedeni Osmanlı’nın durağan su değil akarsu sevmesinden kaynaklıdır.

 

Şerefiye Sarnıcı

İstanbul’da yer alan bir başka antik sarnıç olan Şerefiye Sarnıcı 428- 443 yılları arasında II. Theodosius tarafından yaptırılmıştır. Sarnıca Bozdoğan Kemeri vasıtasıyla su taşınmıştır. 32 adet mermer kolon ile desteklenen yapı 9 metre yüksekliğe sahiptir. Sütun sayısı ve yüzölçümü Yerebatan ve Binbirdirek sarnıçlarından daha azdır.

 

Sultanahmet Camii

Sultan Ahmet Camii’yi I. Ahmet 1609- 1617 yılları arasında Mimar Sedefkar Mehmed Ağa’ya yaptırmıştır. Cami mavi yoğunluklu süslendiği için dünyada Blue Mosque yani Mavi Camii olarak da bilinmektedir. Sultan Ahmet Camii Ayasofya’nın 1935 yılında müzeye dönüştürülmesi ile birlikte İstanbul’un ana camisi konumunu almıştır.

 

Cağaloğlu Hamamı

I. Mahmut döneminde yaptırılan ve görkemli bir mimariye sahip olan Cağaloğlu Hamamı İstanbul’daki en eski hamamlardan bir tanesidir. 300 yıldır ayakta olan bu yapı barok stiliyle ilgi çeker. Süleyman Ağa tarafından planı çizilen hamam Abdullah Ağa tarafından yapılmıştır. 1768’de yaşanan su sıkıntısı sonucunda III. Mustafa hamam yapımını yasaklamıştır. Bu yüzden Cağaloğlu Hamamı Osmanlı döneminde yapılan son büyük hamamdır.

 

Gülhane Parkı

Gülhane Parkı Topkapı Sarayı’nın dış bahçeleri arasında yer almaktadır. Gülhane Parkı 100 dönümlük bir arazi üzerinde bulunmaktadır. Arazi 20. yüzyılda parka dönüştürülmüştür. Burası Nazım Hikmet’in Ceviz Ağacı’nda bahsedilen yerdir. Aynı zamanda Tanzimat Fermanı burada okunmuş ve Latin harfleri burada tanıtılmıştır.

 

Aya İrini

Doğu Roma İmparatorluğu’nda Ayasofya’dan sonra dönemin ikinci büyük kilisesi olan Aya İrini 330’lu yıllarda yapılmıştır. Bu dönemde kilise ahşap olarak inşa edildiği için 532 yılında çıkan bir ayaklanmada Ayasofya ile beraber harap olmuş ve tekrardan inşa edilmiştir. Zaman içinde çeşitli onarımlar geçirmiştir. Ahmet Fethi Paşa’nın 1846 yılında bazı eserleri burada topladığı bilinmektedir.

 

Bankalar Caddesi

Voyvoda Caddesi veya bilinen ismiyle Bankalar Caddesi’nin oluşumu 1840’lı yıllarda başlamıştır. 1870 yıllara gelindiğinde ise en parlak dönemini yaşamıştır. Burası 19 yüzyıl Osmanlısı ve Türkiye Cumhuriyeti için oldukça büyük rol oynamıştır. Burası zamanında bir ticari koloni olmuş ve çeşitli bankalar açılmıştır.

 

Kamondo Merdivenleri

Fotoğraflarda sıkça gördüğümüz Kamondo Merdivenleri Kamondo ailesi tarafından yaptırılan bir merdivendir. Merdivenler hem Abraham Kamondo’nun Avusturya Lisesi’nde okuyan torunlarının yokuşu rahat çıkmaları için hem de Galata ve Pera bölgesinde işyerleri ve evleri olan Levantenlerin kolay ulaşım sağlamaları için yapılmıştır.

 

Galata Kulesi

İstanbul’un siluetini tüm güzelliğiyle süsleyen bu kule Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında yaptırılmıştır. Bir fener kulesi olarak inşa ettirilen kule çeşitli nedenlerle yıkıma uğramıştır. Cenevizliler 1348 yılında kuleyi onarmış ve ismini İsa Kulesi koymuşlardır. Kulesi İstanbul’un fethi ile birlikte Osmanlı’nın eline geçmiş ve her yüzyılda bir yenilenmiştir. Bu dönemlerde savaş esirlerinin barınağı, rasathane ve yangın kulesi gibi amaçlarla kullanılmıştır. Kule 1967 yılında son kez onarılmış ve bugünkü görünümüne kavuşmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yap